1917

Bolşevik İhtilali ile Çarlık Rusya’sı çözülünce, Kafkasya’da bir otorite boşluğu doğdu. Asırlardır Rus hâkimiyeti altında yaşayan Kafkas halkları, ezcümle Azerbaycan Türkleri, 28 Mayıs 1918’de Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’ni ilan ettiler. Reisicumhur Mehmet Emin Resulzade, o gün şu tarihî cümleyi haykırmıştı: “Bir kere kalkan bayrak bir daha yere inmez!”
Küllerinden Doğan Bir Ümit
Bakü işgal altında olduğu için devletin merkezi Gence idi. Ancak bu körpe devlet, bir yanda Bakü Komünü çatısı altında toplanan Bolşevikler, diğer yanda ise bölgedeki Ermeni Taşnak çetelerinin tehdidiyle karşı karşıyaydı. Milyonlarca varil petrolün merkezi olan Bakü, global güçlerin iştahını kabartıyordu. Cihan Harbi sonlarında General Lionel Dunsterville kumandasındaki küçük bir İngiliz birliği Bakü’ye girdi.
Osmanlı hükûmeti, buna sessiz kalmadı. Kafkas İslam Ordusu kuruldu. Ordunun başına Şehzade Ömer Faruk Efendi düşünülmüşken, Enver Paşa, kardeşi Nuri Killigil’i getirmişti. 28 yaşında bir binbaşının koca bir orduya kumanda etmesi askerî hiyerarşiye uygun düşmeyeceği için, Enver Paşa kendisine fahri paşalık vermişti.
O esnada Sultan Vahîdeddin tahta geçmişti. Onun emriyle Kafkas İslam Ordusu, 15 Eylül 1918’de mahallî milislerle omuz omuza bin kadar zayiat vererek Bakü’ye girdi. Bakü Komünü çöktü. Şehir, devletin merkezi ve Nuri Bey “Bakü Fatihi” oldu. “Çırpınırdı Karadeniz” ve “Kafkasya dağlarında çiçekler açar” marşları bu günlerden kalmadır.
Umumi harb kaybedilip 1,5 ay sonra 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi imzalanınca, bu ordu Kafkasya’dan tamamen çekildi. İngilizler ikinci defa Bakü’ye girdi. Nuri Bey esir düştüyse de az sonra serbest bırakılıp Bolşeviklere sığındı. Sovyet ordusunda Çar taraftarı Beyazlara karşı muharebe etti. Sonra Anadolu’ya döndü...
Yıkılan Kafkas Seddi
1919 sonunda kurulan Ankara hükûmeti, milletlerarası tanınma ve destek arayışı içinde idi. İlk olarak Sovyet Rusya ile ittifaka teşebbüs edildi. Ancak Ankara ile Moskova arasında fizikî bir engel bulunuyordu. İngilizler, Kafkasya’da Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan’ı kendi kontrolünde tutarak Sovyetlerle Ankara arasında bir tampon mıntıka ''Kafkas Seddi'' kurmak istiyordu. Böyle bir Kafkasya, Ankara’nın işine yaramazdı.
Bu safhada 26 Nisan 1920’de yani TBMM’nin açılışından sadece üç gün sonra Meclis Reisi M. Kemal, Lenin’e bir mektup yazdı. Bu meşhur mektupta, emperyalizme karşı birlikte mücadele teklif ediyor ve askerî iş birliğinin şartlarını sıralıyordu. Mektubun en kritik maddelerinden biri, Sovyetler Kafkasya’ya doğru ilerlerken Türk tarafının onlara zorluk çıkarmayacağına, bilakis mahallî güçleri Bolşeviklerle iş birliğine teşvik edeceğine dair verilen örtülü teminattı. Ankara, böylece Rusların Kafkasya’yı Sovyetleştirmesine (yani işgaline) yeşil ışık yakıyordu.
Mektuptan sadece iki gün sonra, 28 Nisan 1920’de Bolşeviklerin 11. Kızıl Ordusu Bakü’ye girdi ve Azerbaycan Cumhuriyeti’ni devirdi. Azerbaycan Harbiye Nazırı Samed Mehmandarov, İngilizlerin de gönülsüz desteğiyle Bolşeviklere karşı mücadele ettiyse de mağlup oldu.
Ankara istediğini almış, Kafkas Seddi yıkılarak İngiliz tampon bölgesi çökertilmişti. İşgalin hemen ardından Sovyetler, Ankara’nın talep ettiği lojistik desteğin ilk parçası olan ve aslında Buhara Müslümanlarının topladığı/el konulan altın ve silahları Ermenistan üzerinden Anadolu’ya göndermeye başladı.