Türk Gençliği İçin Acil İhtiyaç: Güçlü Bir Millî Ve Manevî Maarif

Samiha Ayverdi 17.06.2016 4177
B
u günün Türk çocuğu hemen hemen geçmişinden habersiz. Onun için de, mazisinin ihtişamlı varlığı ile bağlantı kuramıyor, oradan kendi yaşadığı zamana kovasını daldırıp o berrak, o temiz ve o duru sudan bu güne bir şeyler aktaramıyor. 

Susuzluktan bayılsa da, harâretini teskin edecek bir yudum vereni yok. Şayet ben de 1906 yerine 1926 da doğmuş olsaydım, hatalı plânlanmış bir geçiş devresinin çocuğu olarak, bu gadre uğramış nesillerin evlâdlarından beter olabilirdim. 

Televizyonun hava raporunu vermeden evvel, ekrana fırlattığı, dört tarafından budanmış Anadolu haritasına, üzüntü ile karışık bir utançla bakıyorum. Acaba, Manastır'ın, Üsküb'ün, Selânik'in, Zağra'nın, Tırnova'nın, Filibe'nin, Bağdad'ın, Basra'nın, Suriye'nin, Filistin'in, Şam'ın, Ürdün'ün, Hicaz'ın Osmanlı Devleti'nin vilâyetleri, kaza ve mutasarrıflıkları olduğu zaman, yâni 1912 den evvel, bir Türkiye haritası ekrana getirilecek olsaydı, acaba ne kadar yer kaplardı? 

Rumeli’yi elimizden götüren Balkan Harbi'nde altı yaşında idim. Bağdadlar'ı, Basralar'ı, Halepler'i, Şamlar'ı kaybettiğimizde de dokuz yaşında idim. Bütün o bizim olan vilayetlere ,vâlilerin gittiğini çok iyi hatırlıyorum. Hele siyonizmin göz dikip kol gezdiği Filistin mutasarrıfına, Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın, uyanık olması için, Mabeyn'den, telgrafın bizzat başına geçerek tâlimât verdiği de bir kaç sene sonra muttali olduğum gerçekler arasında sayılabilir. 

Ekrandaki o, başımız içeride ayağımız dışarda, bırakılmış Anadolu haritası, beni bir gün, tâ uzaklara, Dördüncü Sultan Mehmed devrine kadar götürmüştü. Nasıl götürmesin ki, 4.721.341 kilometre kareyi bulmuş olan yüz ölçümünden, memleket 777.776 kilometre kareye düşmüşse, bu nasıl iç sızlatmaz? 

İşte, mesahası 4.721.341’i bulmuş IV. Sultan Mehmed zamanının, yani Köprülü devrinin devresinin haritası gösterilebilse, Viyana hududlarından Ukrayna'ya, Dalmaçya sâhillerinden Trablus'a, Mısır'a, Hicaz'a, Yemen'e, Aden'e ve Kafkaslar'a kadar kol atmış olan bu üç kıt'anın hâkimi devletin hududlarını içine alacak bir husûsi ekran bulmaktan başka çare olur muydu? 

Bütün bu acı kayıpları, devletin, şeref ve haysiyetine inmiş darbeleri, günümüzün genci nasıl düşünür? Hangi mefhum ve hangi kelimelerle dile getirebilir? 

Zavallı, daha eline kalem kitap alırken, tarih olarak, Etiler, Sümerler, Hititler, gibi uydurma ataların ağırlığı altında ezilmiş Selçuklu ve Osmanlı’yı tanıma fırsatı bulamamış, bereket versin ki İstiklâl Savaşı’na yabancı bırakılmamıştır.

Hele, düşünebilmesi ve zihnî faaliyetinin meyvesi olacak terkîbi hangi gırtlağı sıkılıp boğazlanmış dil ve lekelenmiş târih malzemesi ile gerçekleştirebilsin?

İşte bu yüzden de ne toprağını tanıyor ne de seviyor. Gene bu yüzdendir ki geçmişini bilmediği için 
geleceğine de sâhip çıkmayı düşünmüyor.

Şu halde, ruhen de bedenen de bir enerji deposu olan genç, bu kaynayan heyecan ve isteklerini, hayırda değil, habâset yolunda harcamak zorunda kalıyor.

Kaçakçı oluyor, vurguncu oluyor, insafsız oluyor, zalim oluyor, katil oluyor, casus oluyor. Hilede, yalanda, sefahatte, rezalette tatmin arıyor ve böylece de her şeyin sahtesi, her şeyin çürüğü ve tortusu ile hem kendinin hem de çevresinin şer ve fesad kaynağı olup gidiyor.

Başımızı çevirip Türk'ün en az bin senelik geçmişine baktıktan sonra, gözlerimizi bugüne gezdirecek olsak : Ne imişiz ne olmuşuz? demekten gayri söylenecek söz bulmak güç, belki de muhâl.

Asırlardır tepemizde, bütün milli, mânevi ve târihi değerlerimize hor bakan Batı'nın rengi ile öylesine alacalanmış bulunuyoruz ki, kendi rengimizi sorsalar verecek cevap bulamamaktayız. 

Bu forsaya çakılmış ilericileri, o değişik dünyâların kamçısı önünde topaç olmaktan, kim, nasıl kurtaracak? Hele bu kurtuluşun, bir ölüm kalım zarüreti olduğuna o zavallıyı kim, nasıl inandıracak? 

Nerede o, bir zamanın milli gurur ve rûhî nizam ile, bir kanadı iman bir kanadı vatan aşkı ortasında kıt'adan kıt'aya uçan tevhid orduları? 

Onlara güç, onlara hız, onlara şevk ve onlara Türk'ün Kızılelması'nı yeniden bulup göstersek, bu iman 
orduları gene uçar, gene taşar, gene coşar... Amma daha evvel, Türk insanının idrâkine ve rühuna giren hırsızı bulmak, onu, gizlendiği köşe bucaktan söküp atmak gerek. Tâ ki kayıplar geri alınsın...

Avrupa'nın, Amerika'nın refah, lüks ve tekniğinin bizden emerek çekip kendisine mal etmiş olduğu Türk evlâtlarının yolunu bundan böyle kim kesebilir. Kim onları, kendi vatanlarının taşından toprağından koparılmaz cihan pehlivanları hâline getirebilir? 

El cevâb: Güçlü bir mîllî - mânevi maarif.

İlgili Makaleler

Kültürümüz
Çar Nikola Ayasofya'ya Yine Çan Takmak İstiyordu
B irinci Cihan savaşında Ruslara esir düşen Fahrettin Erdoğan hatıralarında şunları kaydediyor: Ayasofya-i Kebîr Câmi-i Şerîfi ''İstanbul’un Fatih Mehmet tarafından alınışı sırasında Bizanslılar…
Çar Nikola Ayasofya'ya Yine Çan Takmak İstiyordu
Kültürümüz
AYDIN REİS CİHAN HAKANI'NIN HUZURUNDA
C ezayir Beylerbeyi Barbaros Hayrettin Paşa, Aydın Reis’i K anuni Sultan Süleyman’a ziyaret için İstanbul'a gönderdi. Hayrettin Paşa Hatıralarında, Aydın Reis’in İstanbul’a gidiş, gelişi ve padişahı…
AYDIN REİS CİHAN HAKANI'NIN HUZURUNDA
Kültürümüz
Selçukluların Bir İlmî Şaheseri: Nizâmiye Medreseleri
E Nizâmiye Medresesi vvelce hususî, münferit ve mahallî olarak yapılan dar muhtevalı din öğretimi, Sultan Alp Arslan’ın emri üzerine, Bağdad’da meşhur “ Ni z â miye ” medresesinin tesisi ile (1066)…
Selçukluların Bir İlmî Şaheseri: Nizâmiye Medreseleri
Kültürümüz
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
A
nadolu’nun İslamlaşması ve Türkleşmesi; Rumeli’nin fethinde Horasan alperenlerinin, dervişlerinin çok mühim bir rolü vardı. Bu şahsiyetlerden biri de Sarı Saltuk idi. 15. asrın sonunda kaleme alınan “Saltuknâme” destanı, onun hayatının mükemmel bir menkıbesidir. “Saltuknâme” üzerinde yurt içi ve yurt dışında araştırma…
Horasan erenlerinden Sarı Saltuk
Kültürümüz
Türkler, Coğrafyada da Öncü İdi
B
üyük milletler büyük insan yetiştirirler. Askerliğin üstadı, ilmin ve sanatın âşığı olan asil ve soylu milletimiz, diğer ilim dallarında olduğu gibi, mekân bilgisi dediğimiz Coğrafya alanında da, milletler arası şöhretler yetiştirmiştir. Bunların başında, Türk coğrafyacılarının pîri diyebileceğimiz Pîrî Reis, Seydi Al…
Kültürümüz
Sarıkamış Cephesinden İki Hatıra
B
irinci Dünya Harbi Sarıkamış cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök’ün hatıralarından iki bölümü aşağıda sunuyoruz: 



Anadolu Kadınının Aşkı ve Cesareti 

… 

Birkaç gün sonra idi ki ileri hareket emri verildi. Bu emir iksir gibi askerler ile subayları etkiledi. Sabırsızlıkla sabahı beklediler. İleri hareketten…
Kültürümüz
Sultan 2.Abdülhamid Han Zamanında Subayların Maaşı
1. Dünya Harbi Doğu cephesi komutanlarından Tuğgeneral Ziya Yergök, hâtıralarında, Sultan 2. Abdülhamid Han zamanında subaylara verilen maaş ve erzak hakkında da şunları kaydediyor:

****

M
eşrutiyet'ten önce bir yüzbaşı dört altın lira maaş ve dört nefer erzakı alırdı. Ki dört nefer erzakı da aşağı yukarı iki altın…
Kültürümüz
Türklerin Cihan Hakimiyeti Mücadelesi
H
azreti Muhammed'in tebliğleriyle yayılan İslamiyet, dünyaya yeni bir düzen getirdi. Abbasi Devleti kurulduktan sonra Türkler, İslam'ın yeni askerleri oldular. Abbasi Halifesi Mutasım, Türkler için Samarra şehrini inşa ettirdi. Artık Türkler, Ortadoğu'nun önemli aktörleriydiler.

Tarihi Kırılma Noktası

Türklerin Müslüman…
Kültürümüz
Singapur'da Bir Osmanlı Hayranı
S
ibiryalı Türk Seyyah Abdürreşid İbrahim, Asya - Singapur'a yaptığı seyahatlerine dair hâtıralarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 

 --- 

 Burada bulundukça birçok yerlere gittim. Pek çok adamla görüşerek tanıştım. Singapur’da yirmi kadar mescit olup, bunlardan beş büyüğü meşhurdur. Bu mescitlere…
Kültürümüz
Sibiryalı İki Hayırsever
Sibiryalı Türk Seyyah Abdürreşit İbrahim, Asya'da yaptığı seyahatlerine dair intibalarını kaleme aldığı Âlem-i İslam kitabında şöyle diyor: 


B
en İrkotski’de bulundukça misafiri olduğum dostum Şeyhullah Efendi ve büyük biraderi Zahidullah Efendiler hakkında biraz malumat vereceğim.

Hüda-yi nâbit bu iki kahramanın pederle…
Sibiryalı İki Hayırsever
Kültürümüz
Türk Kanı Çekiyor

Meşhur Türk seyyahı Abdürreşid İbrahim, seyahati esnasında trende karşılaştığı bir Tatar hanımla aralarında geçen konuşmayı şöyle naklediyor:
 
Tomski'den Ayrılış

B
en Tomski’de üç hafta kadar misafir olduktan sonra dostlara veda etmek üzere karar vermiştim. O gün dostum Zâkir Efendi de Omski'ye döneceğinden, Tayga…
Türk Kanı Çekiyor
Kültürümüz
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler
S
amimi bir Türk dostu olan Claude Farrére (1876-1957), dünyaca tanınmış Fransız romancı ve hikâyecidir. Hayata deniz subayı olarak başladı ama 1919’da ordudan ayrılıp kendini tamamen edebiyata verdi. Doğu ülkelerine birçok seyahat yapan Farrére, 1902’de ilk defa İstanbul’a geldi. Gördükleri karşısında Türkiye’ye ve…
Türk Dostu Fransız’dan Kayıp Kültürümüze Dair Tespitler